Hat bir güzel yazı. Yüzyıllardır, yüzlerce hattatın ömürleri boyu süren çalışmalarla oluşturdukları geleneksel kurallara harfiyen bağlı, hiç bozulmadan sürdürülen bir aşk. Koca bir yazı medeniyetinden süzülen sanat...
Uygulamalı Türk İslam Sanatları Kütüphanesinde hat meşki saati. Kullanım alanı çok geniş değil mekânın. Kitaplık odanın tam ortasında, direklerle yükseltilmiş olan asma katta duruyor. Dört yanı tel örgüyle çevrili, içinde hatlarla donatılmış kâğıtlar görünüyor Yer kazandıran bu çözüm, ortamı biraz loşlaştırıyor. Dışarıdaki uzun dar antreden gelen ney sesleriyle birlikte uhrevi bir atmosfer oluşuyor. Talebeler kare biçimli odanın duvarları boyunca uzanan sedirlere sıralanmış. Çoğunluğu kadın. Yaş grubu karışık; gençler de var yaşlılar da. Bir önceki derste verilen ödevler önlerindeki masalara konmuş. Ustalarının tashihlere dikkat kesilmişler. Ders bitmeden her biri sırayla hocanın görüşünü alacak.
Hüseyin Kutlu talebesinin yazısındaki hataları gösteriyor. Masanın üstündeki tepegöz, kamış kalemiyle yaptığı kıvrak hareketleri başımın üzerindeki duvara yansıtıyor. Hoca kâğıda şöyle bir bakıp kafasını sallıyor: "Tamam, harekeleri kabul ettik." Eğitimsiz gözlerimle harekeleri arıyorum. Altına ve üstüne konduğu ünsüz harflerin birer ünlü harfle okunması gerektiğini gösteren bu işaretlerin neden zar zor geçer not aldığını çözmem mümkün değil. Yazının görünüşü o kadar güzel ki, düzeltme görmeden geçeceğini sanıyordum. Birazdan yanıldığımı anlıyorum, düzeltme daha yeni başlıyor. "Şurada biraz fazlalık var. Hafifçe almak lazım. Böyle olursa dönüşü de kalın olur. İki mim'in gözü de aynı olacak. Bak birisini köreltmişsin." Talebe ak saçlı bir beyefendi. Hocasının uyarılarını dikkatle dinliyor, zaman zaman kafasını anladığını gösterir biçimde sallıyor. Aralarındaki uyum bir ritüelin parçası gibi. Bir çizgiyi gösterip "Burası uzun değil mi?" diye sorduğunda hoca gülümsüyor: "Râkım Efendi ne yazdıysa odur. Keşide verildiği için bir nokta uzundur. Beş değil, beş buçuk-altı nokta olacak."
Bir süredir hat sanatı hakkında ne bulduysam okuduğum için keşidenin harfin uzatılması anlamına geldiğini biliyorum. Mustafa Râkım Efendi ise 18. yüzyıl sonuyla 19. yüzyıl başlarında yaşamış hat tarihinin en ünlü üstatlarından. Şimdi sınıftaki tüm öğrencilerle birlikte harfin kuyruğunun ne kadar uzaması gerektiğini tepegözden yansıyan görüntüden takip ediyoruz. Gerekli düzeltmeleri alan öğrenci yerinden kalkarken yazıda bir harfi daha gösterip soruyor: "Burayı da mı?" Hüseyin Hoca yılların verdiği alışkanlıkla "Aynen. Hiç değiştirme. Aynen taklit et" diyor.
Yazı: Haluk Kalafat Fotoğraflar: Mehtap Yücel
Yazının devamını GEO Türkiye dergisinin 51. sayısında bulabilirsiniz!