|
Yönetmek yalnızca erkeklere mi mahsustur? Kraliçe I. Elizabeth, Çariçe Yekaterina ve daha pek çok kadın hükümdar bu tezi uzun zaman önce çürütmüştü. Ancak daha sonra, üstelik demokrasi çağında kadınlar iktidardan iyiden iyiye uzaklaştırıldı. Maggie Thatcher devrinden bu yana geri dönüş yaşanıyor: Hiç bugünkü kadar çok sayıda kadın yönetimde söz sahibi olmamıştı. Peki farkları neler?
Avcı uçağı büyük bir gürültüyle yaklaşıyor. Hayli alçaktan, suyun bir-iki metre üzerinden uçuyor. Tüm sesleri bastıran, gök gürültüsünü andıran patlama yüzünden insanın kafasına şiddetli ağrılar saplanıyor. Fırkateyndeki erkekler ellerini kulaklarına götürüyor.
Kadınsa istifini bozmuyor. İkinci, hatta üçüncü "Tornado" jeti hışımla yanından geçerken bile tutumu değişmiyor. Dört kez bu muameleye maruz kalıyor, her seferinde cesurca gülümsemeye çalışıyor. Ne pahasına olursa olsun fotoğrafçılara şu görüntüyü vermek istemiyor: Angela Merkel, Alman Donanmasını ziyaret etti ve kulaklarını tıkadı. Böylesi karelerin yaratacağı sembolik etkinin farkında: Şansölye kulaklarını tıkayıp bir kenara sindi; o hâlde zayıf biri. Oysa kendisini teklifsizce muhafazaya almış bir subayın yanında gülümseyerek duran kişi güçlüdür. Bir liderdir. Şeftir.
İktidar bir bakıma sahneleme sanatıdır. Erk sahibi güç pırıltıları yaymalıdır. Bunu becerebilen kadınların sayısı her geçen gün artıyor; parıldıyorlar. Bir "dişil devrim" yaşanıyor. 1945'ten bu yana dünya genelinde 80'den fazla kadın, devlet ya da hükûmet başkanlığına seçildi. Yüzde 90'ından fazlası ancak 1979'dan sonra, büyük bir bölümüyse 1990'lı yıllardan bu yana. Buna pek çok bakan da eklendi.
Hızlı çekimde yaşanan bir çağ dönümü bu. Daha önce hiç aynı anda bu kadar çok kadın yönetimde söz sahibi olmamıştı. Kadınların iktidara geçme talebi, dünyanın büyük bölümünde artarak kabul görüyor. Eskilerde buna eşlik etmiş rahatsızlığa da rastlanmıyor artık. Aksine, zaman zaman onlara büyük umutlar bağlanıyor. Bu umutlar ironik biçimde, uzun müddet onları siyasetten uzak tutmaya yarayan bir görüşün takipçisi: Kumaşları temelde erkeklerinkinden farklıymış. Daha sosyal, daha ahlaklı, daha anlayışlılarmış.
Yapı itibarıyla kaba iktidar işine uygun değillermiş. 1800'lü yıllarda ortaya atılan bu savı bazı biyolog ve davranışbilimciler bugün dahi kanıtlamaya çalışıyor. Ortalama bir kadının hormonal sisteminin işbirliğini, erkeklerinkininse rekabeti ödüllendirdiğini savunuyorlar. Veya küçük çocukların bile cinsiyetçi davranışlarda bulunduğunu. Çoksatan bir kitabın çarpıcı başlığına göre, "Erkekler Mars'tan, kadınlar Venüs'ten" imiş: Biri savaşları, diğeriyse okul pikniklerini organize ediyor.
Yazı: Mathias Mesenhöller
Yazının devamını GEO Türkiye dergisinin 51. sayısında bulabilirsiniz!
|