|
Fas'ın genç kralı sessiz bir devrimi uygulamaya koydu: Kadınlar Kuran dersi verebilecek. Arap dünyasında eşine pek rastlanmayan bir durum söz konusu. "Mürşide" adı verilen ruhani kılavuzlardan ılımlı İslamı yaymaları bekleniyor. Erkeklerin sözünün geçtiği, tutucu bir toplumda başarılı olmaları mümkün mü?
Zhor Lormache bir ara yerinden fırlıyor. Her şeyi bir kenara bırakıyor: Çantaları, defterleri, kalemleri, yapış yapış hurmaları. Raftan seccadeyi alıp yere yayıyor ve yüzünü kıbleye çevirip namaza duruyor. Kalemlerin, hurmaların, kesekâğıtlarının, yağ kandillerinin arasına diz çöküyor. Kocası da hemen yanı başında, eşinin ona yaydığı seccadenin üzerinde kılıyor namazını.
Dışarıda Orta Atlasların dorukları, Fas'ın kuzeyindeki Henifre'nin tozlu kızıl toprağı, keskin ışıkta titreşerek parıldıyor. Berberi kabilelerin, istilacılara karşı bıkıp usanmadan mücadele vermiş dikbaşlı halkların diyarındayız. Avrupalılar gelmeden önce de durum farklı değilmiş. Bu topraklardan pek çok işgalci geçmiş: Fenikeliler, Romalılar, Bizanslılar ve nihayetinde, 7. yüzyılın sonlarında yeni bir dini, İslamı getiren Araplar.
İslam burada kök salmış. "Allahü ekber - Allah en büyüktür." Dışarıda öğle sıcağı limon turşusu kavanozlarının yer aldığı tezgâhlara abanıyor. "Sübhane Rabbiye'l-azim" diye mırıldanıyor Zhor Lormache. "Büyük ve kudretli olan Rabbimi her türlü eksik ve noksan sıfatlardan tenzih ederim."
Entarisi vücut hatlarını belli etmiyor, olması gerektiği gibi. Zhor'un yaptığı ibadetin devrime benzer bir yanı yok. Yine de devrim sayılır. Zhor Lormache buna itiraz ediyor. Devrim kelimesini fazla iddialı buluyor. Yaptığı küçük katkı bu kadar abartılmamalı. Ona düşen bir sandıktan hurma çıkarıp tartmak ve doldurduğu kesekâğıtlarını kocasına uzatmak. O da bunları teker teker okul çantalarına yerleştiriyor. Oturdukları yerden bu işi yapıyorlar. Parmakları yapış yapış. Çocuklarını kaybetmişler. Hikmetinden sual olunmaz.
Devrim veya eşitlik. Başkaları bunu nasıl adlandırırsa adlandırsın, Zhor Lormache için önemli olan hurmaların adilce dağıtılması. Ne eksik ne de fazla, her çocuğun rızkı eşit olmalı. Meyveleri tartıyor, terazinin bir kefesine iki tane daha koyuyor, sonra parmaklarının ucuyla birini alıyor. Çantalar şehrin en fakir 10 ailesine gidecek. Kimsenin hakkı kimseye geçmemeli.
Yazı: Karin Steinberger Fotoğraflar: Sibylle Bergemann
Yazının devamını GEO Türkiye dergisinin 51. sayısında bulabilirsiniz!
|