|
Türkiye'de petrolün ilk kez çıkarıldığı Raman Dağı, petrol serüvenimizin hem talihi hem kara talihi... "Türkiye'nin Kerkük'ü olur" hayaliyle çıkılan yolda en büyük petrol sahamız haline gelse de, ne kalite ne de rezerv açısından umutları tam karşıladığı söylenebilir. Siyah altının Raman'a kattığı asıl zenginlikse vahşi at sürülerinden petrole adanan "sessiz sedasız" ömürlere, koca bir tarih...
Bata çıka yürüdüğümüz kahverengi çamur deryasında karşılaştığımız ilk canlı renk, bize kapıyı açan miniklerin maviş gözleri... Ufaklıkların çatık kaşlı bakışlarından, kapılarının çalınmasına alışık olmadıkları besbelli. Türkiye'de petrolün 60 yıl önce ilk kez çıkarılmaya başlandığı, "Devamı gelir inşallah" diye kurdelelerin kesildiği Raman Dağının, adını dağdan alan köyündeyiz. 1948'de Amerikalıların petrol bulmak için yakınına yerleştiği köyde, bugün terk edilmiş umutlardan başka bir şey bulmak mümkün değil. Sadece birkaç taş evin bacası tütüyor. O da sonradan yerleşen göçerler sayesinde. Ülkelerin kaderini değiştiren petrolün, Türkiye'de ilk defa yeryüzüne çıktığı küçük bir dağ köyünün bile kaderini değiştirememiş olmasının şaşkınlığı mimiklerimizi esir almış. Dünyanın enerji kaynağı, bir gün bu köydeki çocukların tipide bile betona çıplak basan minik parmaklarını ısıtır mı? Meçhul... Ama şimdilik, tıpkı daha önce köyde ikamet eden selefleri gibi, alabildiğine yaşıyorlar paylarına düşen yoksulluğu. Türkçe bilmeyen köylülerle "aramızı", köyde doğup büyümüş 72 yaşındaki Halil Amca sağlıyor. Halil Amcanın bize refakatinin tek sebebi dil değil elbette. O, Raman'daki petrol serüveninin 1948'den sonraki canlı tanığı. Dağdakilerin siyah altın dediği petrolün akışıyla birlikte, kaderinin akışı da değişenlerden. "Siyah altın"ın ilk çıkarılışına bıyıkları terlememiş köylü bir genç olarak yardım etmiş ve o gün bugün petrol işinde. Ne sırtında ya da eşekler yardımıyla kilometrelerce boru taşıması, ne kuyuların başında nöbet beklerken eşkıya baskınına uğraması kalmış... 1977'de emekliliğe hak kazanmasına rağmen halen dağda köşe bucak gezip pompaların tamir işlerini yürütüyor. Zira, kendini Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) çocuğu gibi görüyor. "Hangi baba evladına 60 sene bakar" demesi, hem petrole, hem çalıştığı kuruma sadakatinin ifadesi. Doğduğu, ilk çocuğunu bağrına bastığı evi gösteriyor. Zamanında köyün en güzel eviyken şimdi bir harabe. Onun için de hiç kolay değil bu buluşma. Bizi kıramayıp, dile kolay 20 yıl sonra ilk kez geliyor doğduğu eve. Köyün zor ulaşım koşullarını gördükten sonra, "Neden 20 yıl hiç uğramadığını" sormuyoruz bile. Şimdi yaşadığı yerse, bu küçük köye hayrı dokunmayan petrolün neredeyse sıfırdan var ettiği Batman şehir merkezi! Köyden ayrılıp, adına aşinalığımız ilkokul hayat bilgisi kitaplarına kadar uzanan Raman'ın iyice içlerine dalarken, dağdaki petrolcülüğün tarihine yolculukta da fayda var. Endişelenmeyin; kitaplardaki gibi sıkıcı bir anlatımla değil, Halil amcanın anıları eşliğinde...
Yazı: Murat Yalnız Fotoğraflar: Gürcan Öztürk
|