GEO Türkiye
İletişim İletişim Site Haritası Site Haritası
Derin güç

Bir deprem insan yapımı her şeyi dakikalar içinde yerle bir ettiğinde, çaresizliğimize teslim oluruz. Amerikalı çoksatan yazarı Bill Bryson da, yeryüzü kuvvetlerinin sonuçları karşısında her seferinde derinden etkilenenlerden. "Nasıl olabilir" sorusu peşini bırakmıyordu. Ta ki yanıtını bulmak için durakları laboratuar ve kütüphaneler olan bir yolculuğa çıkana dek.

Ayaklarımızın altında olup bitenler hakkında şaşırtıcı derecede az bilgiye sahibiz. Bir düşünsenize: Daha biz Dünya'nın bir çekirdeği olduğunu bilmezken Ford marka otomobiller sokaklarda cirit atıyor, gökyüzünde ilk hava gemileri yol alıyordu. Kıtaların yeryüzünde sudaki nilüfer yaprakları gibi sürüklendiği düşüncesi de topu topu bir nesildir genel kültürün parçası. "Tuhaf gelebilir" diye yazıyor fizikçi Richard Feynman, "ama maddenin Güneş içindeki dağılımı hakkında Dünya'nın içi hakkında bildiğimizden fazlasına vakıfız."

Dünya'nın yüzeyinden merkezine olan mesafe yaklaşık 6.400 kilometre. Pek büyük bir mesafe sayılmaz. Merkeze kadar inen bir delik açılsa ve içine bir tuğla atılsa, hesaplara göre sadece 45 dakika içinde oraya ulaşırdı. (Ama vardığında bütün ağırlığını da yitirirdi, çünkü yerçekimi artık sadece aşağıdan değil, her yandan etkili olurdu.)

Gelgelelim, şu ana dek merkeze doğru yol almak için ancak son derece mütevazı girişimlerimiz oldu. Güney Afrika'daki bazı altın madenleri üç kilometre derine uzanıyor. Çoğu maden ocağıysa yüzeyin en fazla 400 metre altında son buluyor. Dünya bir elma olsaydı, henüz kabuğunu bile delmemiş olurduk. Hatta bu eşiği aşmaya yaklaşmış bile sayılmazdık.

Bir asır öncesine kadar en bilgili bilim insanları dahi Dünya'nın içi hakkında bir madenciden fazlasını bilmiyordu: Bir süre toprak kazıyorsunuz, sonra da kayaçlarla karşılaşıyorsunuz - işte bu kadar. Ancak 1906 yılında İrlandalı jeolog Richard Dixon Oldham, Guatemala'daki bir depremin ardından deprem dalgalarının analizi sırasında bazı şok dalgalarının yüzey altında belli bir derinliğe ulaştığını ve oradan, bir tür bariyere çarpmışçasına, açı yaparak sektiklerini tespit etti. Bu gözlemden Dünya'nın bir çekirdeği olması gerektiği sonucuna vardı. Yıllar sonra Hırvat sismolog Andrija Mohorovicic, Zagreb'de yaşanan bir depremin dalga ölçümünü inceledi ve benzer ama çok daha derinde gerçekleşen tuhaf bir sapma fark etti. Böylece yerkabuğu ile hemen altındaki katman, yani yer mantosu arasındaki sınırı keşfetmiş oldu. Bu kuşak o zamandır Mohorovicic Süreksizliği ya da kısaca Moho olarak adlandırılıyor.

Dünya içinin katmanlı yapısı hakkında yavaşça muğlâk da olsa bir tasavvur oluşmaya başladı. Lakin gerçekten de muğlâktı. Danimarkalı bilim kadını Inge Lehmann 1936 yılında, Yeni Zelanda'da yaşanmış depremlerin sismogramlarını incelerken çekirdeğin iki parçalı olduğunu bulguladı: Bugün artık bildiğimiz üzere katı olan iç çekirdek ve muhtemelen sıvı olup yerkürenin manyetik alanını üreten (Oldham'ın keşfettiği) dış çekirdek.

Lehmann depremlerin sismik dalgalarını inceleyip Dünya'nın içyüzü hakkındaki temel bilgilerimizi zenginleştirdiği sırada California Institute of Technology'den iki jeolog, farklı depremlerin karşılaştırılmasını olanaklı kılan bir yöntem geliştirdi. Adları Charles Richter ve Beno Gutenberg'di. Geliştirdikleri ölçüt pek adil olmayan şekilde neredeyse başından itibaren Richter ölçeği olarak anılmaya başlandı. (Bunun sorumlusu Richter değildi üstelik. Kendisi mütevazı bir adamdı ve ölçeği asla kendi adıyla anmadı; ona her zaman "büyüklük ölçeği" derdi.)


Yazının devamını GEO Türkiye dergisinin 50. sayısında bulabilirsiniz!

 |  Sayfayı Gönder  |  Yazdır  |  Yukarı Çık
 
GEO Mini Dergi


Copyright © 2008 Tüm hakları saklıdır.
Ciner Gazete Dergi Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Üretim ve Tasarım CBG