Tam 40 yıl olmuş, Armstrong ile Aldrin Ay'a gideli. Dünya dışı bir gökcismine ilk ayak basan onlardı. Sonrasında, günümüze dek uzay araştırmalarında büyük gelişmeler kaydedildiyse de insanlı misyonlar 1973'te kesildi. (Yerküreyi 400 km mesafeden tavaf eden Uluslararası Uzay İstasyonunu saymıyorum). İnsanlığın bu önemli dönüm noktalarından birinin 40. yılında GEO okurlarına iyi haberlerimiz var. Uzay yarışı yeniden başlıyor ve bu kez Ay'da daha kalıcı olmaya kararlıyız. Röportajımızı okuduğunuzda (sayfa 118) hedefe ulaşmadaki can alıcı noktanın sadece azim ve hayal gücü değil, fizik ve kimya olduğunu göreceksiniz. Ay taşlarından oksijen üretmenin yöntemi bulunmuş örneğin.
Bilimkurgu romanlarındaki fikirleri bilimsel ve gerçekmiş gibi sunan "ufologları" dinlemek kuşkusuz bazen eğlenceli. Ama yakın zamanda görüp göreceğiniz uzaylılar yine kendi türümüze ait olacak. Bizden söylemesi. Ve şu günlerde üniversitede okuyacağı bölüme karar vermeye çalışanlara küçük bir hatırlatma: Tüm bunları mümkün kılan temel bilimler. Uzaya açılmak, geleceğe umutla bakmak demek. Gelecekte daha ileri, daha yüksek bir medeniyet kurmaya muktedir olduğumuza hâlâ inandığımız anlamına geliyor. Yakın dönemde, bu uygarlığın sürebilmesi için hangi temel ilkeye dayanması gerektiğini öğrendik: Doğaya rağmen değil, doğayla bütün olarak. Belki de "iyi uzaylılar" olmadan önce vermemiz gereken önemli sınav budur. Yurdumuz gezegenle barışık yaşamayı öğrenirsek, diğer gökcisimlere de uzanabiliriz.